Sadece iPhone için değil bütün telefonlar için bence çok şirin bir şey ki bu :))
20 Temmuz 2011 Çarşamba
15 Temmuz 2011 Cuma
Norma Jean ya da Marilyn Monroe.
Gerçek adı Norma Jean olan Marilyn Monroe, 1 Haziran 1926’da Los Angeles,California’da doğdu. Babası Edward Mortensen, annesini Norma doğmadan önce bırakıp gitmişti. Açlık ve sefalet içinde geçen çocukluk yılları, annesi Gladys Baker’ın ağır bir sinir nöbeti geçirip hastaneye kaldırılması ile daha da karardı. Norma’nın yetimhanedeki yaşamı işte bu talihsiz olayla başladı. 8 yaşında cinsel tacize uğrayan Norma Jean, bir tanıdıklarının yanında kalırken zaman içinde istenmeyen misafir durumuna düştü ve 16 yaşında hayatının en zor kararını verdi. Yetimhaneye dönmeyecek ve fabrikada işçi olarak çalışan Jim Dougherty ile evlenecekti. 1942 Haziran’ında Jim ile evlenen Norma’nın evliliği uzun sürmedi ve 1946 Eylül’ünde bitti.
Burbank’ta bir fabrikada çalışırken şans eseri fotoğrafları çekildi ve modelliğe başladı. Ünlü film yapımcısı Howard Hughes tarafından keşfedildi ve adı Marilyn Monroe olarak değiştirildi. İlk başlarda küçük rollerde, sessiz sakin sarışın bir kız olarak kendini gösteren Marilyn, "Love Happy" (1949) ve "All About Eve" (1950) filmlerinden sonra başarıyı yakaldı. Doğallığına, cazibesini ve dişiliğini de ekleyerek, sessiz sakin sarışın kız "Sarışın Bomba" olarak anılan bir idole dönüştü. 1950 yılında tanıştığı profesyonel beyzbol oyuncusu Joe Di Maggio ile 1954 Haziran’ında dünya evine girdi.
"Niagara", "Gentlemen Prefer Blondes", "How to Marry A Millionaire" adlı filmlerle ününe ün katan Marilyn, herşeyin doğal ve içten olması gerektiğini savunurdu. Belkide bu düşüncesi sayesinde film yapımcılarının ve fotoğrafçıların rüyası haline geldi. 1954 yılının Ekim ayında ikinci eşinden de ayrılan Marilyn’in evliliğini bitiren en büyük etkenin, şöhreti ve sarışın seksi bomba imajı olduğu söylendi.
1956 yılı ise Marilyn için çok hızlı geçti. Kendi firması olan Marilyn Monroe Productions’ı da bu yıl içinde kuran seksi yıldız, 29 Haziran’da da bir oyun yazarı olan Arthur Miller ile üçüncü evliliğini yaptı. Kariyerini kötü yönde etkileyen, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı da bu dönemde başladı. Psikolojik problemler içinde kendini unutan Marliyn Monroe, 21 Haziran 1961 yılında üçüncü eşinden de ayrıldı.
Ne var ki 5 Ağustos 1962 yılında Brentwood’daki evinde ölü bulunan ünlü yıldız, aşırı dozda uyku ilacı alarak intihar etmişti. Olayın bir intihar değil cinayet olduğu iddiaları ortaya atılmış, sebep olarakta Kennedy ile olan birlikteliği öne sürülmüştü. Marilyn, 8 Ağustos 1962’de California'da defnedildi.
20.yy’ın seksi bombası olarak kabul edilen Marilyn Monroe, yarım kalan filmi "Something’s Gotto Give" i hiçbir zaman bitiremedi. Solak olduğu bilinen ünlü yıldızın vazgeçemediği ve yanından ayırmadığı tek şey "Chanel No:5" parfümüydü.
Ölümünden sonrada unutulmayan güzel yıldız, 1999 yılında People Magazine tarafından "Dünyanın En Seksi Kadını" seçildi. Yine 1999 yılında Playboy dergisi tarafından "20.yy’ın En Seksi Starı" seçilen Marilyn Monroe’nun sayısız filmi ve ödülü bulunmakta. Ayrıca Elton John’un "Candle in the Wind" adlı parçasını Marilyn’e itham ettiği bilinmektedir.
Yerim ki.
Şöyle sevimli bir ayraç bulan birisi benimle hemen irtibata geçmeli çok ciddiyim ! Yerim lan ne kadar tatlı bir şeysin sen :)
Ask..
Aşk..
Herkese göre göreceli, kimine göre en gerçek duygu kimilerine göre anlamsız ve sahte..
Yağmur yağarken dışarda ıslanma isteği, Gün ışığında sahildeki yalnız yürüyüşler..
Aşk.. içilen ilk sigara..Gecenin bir yarısı en ayaz soğukta dama cıkıp yazılan mektuplar .) Bir şarkının en anlamsız nakaratında kendini bulduğun an..Gelecekle ilgili coluk cocuk (adı ne olsunn,erkek mı kız mı olsa ıı-ıh gay olsun vs..) hayalleri kurmaktır :D
Aşk,ama nasıl aşk ? elini tutup yüzüne gülümsemek yeter mi sizce aşık olmak için ? öpücüklerle gösterebilir misin aşkını ? yada pahalı hediyelerle ? sevgi sözcüklerine boğmak yeter mi karşıdakine anlatmak için ? yoksa illede beraber zaman mı geçirmek gerekir ? Aşk yürekte başlar bence,anlık sıradan bir sıcaklık değildir o,alev alev yanar,gözlerinden okunur hiç durmadan. Sınavdan sınava sürmen gerekir askını,gerçek olup olmadığını anlamak için.Her seferinde daha zorlu,her seferinde daha acımasız davranırsın ona.Gözyaşların ile beslenir,benliğin ile aydınlanır AŞK...Etin kemiğindir o,en ufak parçana kadar işler her tarafına...Bir balerin kadar zarif,yinede çelik kadar güçlüdür.En ufak bir hayalkırıklığına dayanamazken,dünyaları yıktıracak gücü verir sana.Aşk aynı zamanda acı çekmektir,mutlulukların içinde...Bazen cektiğin acıdan haz duymak..Tehlikeli bi bağımlılık...)
Hayatta en sevmediğin şeyi sana yaptırabilicek kadar acımasızdır aşk..
En sevmediğin şarkıları dinletebilicek, en sevmediğin bi karaktere seni büründürebilecek kadar acımasız..
En ulaşılmazı sana ulaştıran..
Dünya üzerinde insanlarla aramızdaki en duygusal tek ortak bağ..
Bazen hayatta kalma isteğinin ta kendisi, bazen hayat kavramının tek acıklayıcısı , Aşk'a inanmayanları bile inandırabilecek güce sahip bir his.
En odun insana bile o duyguyu aşılar ya .) Bi anda yeni bir insan oluverir sanki..
Yani bu dünyada hiç aşık olmadım ben cümlesi koca bir yalandır! Belki ilk yada son askı değildir ama mutlaka onların orta kararı bi ask yasamıstır yoksa hayatın ne anlamı olurdu?
Aşkı hiç yaşamadığını iddia eden insanların genelde kaybedicek pek bir şeyi olmaz derler.
Cünkü AŞK kimilerine göre Dünyada yaşanabilecek en güzel şey'dir..
Aşk, virgüllerin cok fazla olduğu bi cümledeki tek noktadır..
Cok fazla tanımı olan ama aynı zamanda tarifi olmayan, mutluyken mutsuz oldurabilen baya dengesiz bi duygudur .) (bu yüzden seviyorum ya Aşk'ı.))
Aşk..
Yeter lan diye isyan ettiğin sırada seni durduran hıncını bastıran tek merhametli duygudur .)
Aşk!!!
Hayatın tüm gizliliklerinin farkına varmaktır..Onsuz bir anın bile önemi olmamasıdır..Herseyi paylaşabilmek, paylaşmak istemektir..
Gece yastığa başını koyduğunda onu düşünmek, her saniye ondan msj beklemektir ask .)
Her anında yanında olmasını istemek, bir anını kacırmamaktır..Coğu zaman aynı anda birbirini düşünmek ve aynı anda aklından aynı kelimeler gecmesidir .))
Aşkın en önemli tanımı da; nefret , hırs ,intikam ,ihanet , hasret ,ayrılık ve sana büyük acılar vericek bütün tanımları içinde barındırmasıdır..
Aşk...
Yazılan her mektubu gözyaslarıyla ıslatmaktır..
En sert insanı bile yumuşatabilen tek duygudur..Sevginin gercek yüzü , alışkanlığın asıl kökeni..
Aşkk..
Kimi zaman belirsizlik yaşamaktır(hah! kimi zaman mı genel olarak desek?!) .
Umarım diye cümleler kurmak, keşkeyle biten cümlelerden uzak durmaya çalışmaktır..Yüreğindeki o boşluğun sonunda dolduğunu hissetmektir!
Ey Aşk..diye başlayan, en asi şairi bile yola getiren Ey Aşşşşşşşkkkkkkk .))))
Sarılıp hiç bırakmasam dediğin, bazen gözlerini kacırıp bazen dalıp gittiğin , ellerin buz gibi olsada için sıcacıkken vücudundaki ısıyı bile dengesizleştiren enteresan bi duygu AŞK yaa .)Anlam veremediğin neden bulamadıgın mantığı olmayan. Yine de varlığını tüm benliğinde hissetmek ve kaçışın zor oldugu. fedakarlıklar, tavizler, pişmanlıklardır.. yinede bir yerlerde çoğaltan, yetiştiren, olgunlastırandır.sağlığa zararlı olan .) candan bezdiren, gururu ayaklar altına alan. Yeminleri daha etmeden bozduran bencil olan, yıkıcı olan şey ama her şeye rağmen yaşanması gereken bir şey. Ne olursa olsun yaşananın ardından her seye rağmen değerdi dedirtecek gibi olmalı. Aşk karmakarışık dunyamızı karmakarışık otesı yapmak ıcın yaratılmış ama onsuzda yaşayamıyacağımız bizim için su kadar hayatsal bışeydır :D
Kalpte taşikardiye yol açan ani bir heyecan ve baskı hissidir .))
Çok geç bile olsa, her şey için yeni bir başlangıcı yaratabilmektir..*
Biliyorum Şıpsevdi 'de yazan minik cümleler gibi oldu "Love Is..."
Ey Aşk, Romeo & Juliette'inki kadar büyük bir şey yaşayamayız belki ama bize de uğradın hani hiç fena olmadı :D
5 Mayıs 2011 Perşembe
En buruk 20 ayrılık sarkısı
Canınızın sokağa çıkmak istemeyeceği , pencereden bakmakla yetineceğimiz günler yaşayabiliriz. Melankoli ve hüzün de tabi ki ! İşte en buruk 20 ayrılık şarkısı ;
- James Blunt - Goodbye my lover
- Sinead o Connor - Nothing compares to you
- Toni Braxton - Unbreak my deart
- No Doubt - Don't speak
- Shakira - İnevitable
- Bonnie Tyler - Total eclipse of the deart
- Avril Lavigne - When you re gone
- Madonna - Power of goodbye
- Jennifer Lopez - Ain t it funny
- Maroon 5 - She ll be loved
- U2 - With or without you
- Chris İsaak - Wicked game
- Jeff Buckley - Last goodbye
- The Cure - Love song
- Whitney Houston - i will always love you
- Alanis Morrissette - You oughtta know
- Gloria Gaynor - i will survive
- Beyonce - İrreplaceable
- Kelly Clarkson - Never again
- Destiny s Child - Survivor
21 Mart 2011 Pazartesi
o kadar daraldım ki *
O kadar daraldım ki hiçbirşey yapmak istemiyorum (bu lafı o kadar çok kullanıyorum ki, deja vu kavramında yeni bir boyut açılıyor). Hiçbirşey derken hiçbirşey demek istiyorum. Nothing, null, yokluk, sonsuz uzay, paralelevren ve daha bir dizi saçmalık. Sık sık aklıma Emre Yılmaz (Şeytanın Fısıldadıkları, Genç bir iş adamına öğütlerin yazarı ) geliyor. Genç bir iş adamına "Sat şimdi ruhunu eğer hala satmadıysan" diye başlar. Biz onu satalı çok oldu, şimdi çalıp boyayıp tekrar satmak istiyoruz. Aynı ezik bir western' deki makarna kovboylarının atları gibi o da damgalı olarak geri dönüyor. Küçük bir projem vardı canım sıkılıp kafam dumanlandıkça hemen "hayat ne kadar boktan" diye kayda alacaktım (kayıt cihazım hep yanımdadır), başladım, ondan sonra devamı gelmedi çünkü daha sonradan o kadar daralmadım, şimdi tekrar daraldım. Çok daralınca sanki hep daralıyormuşum geliyor, ama daralmayınca hep daralmıyormuşum gibi. Bir daralınca bu şekilde sapıtıyorum öyle bir bug' ımda var. Zaten direk unstable release olduğum kanaatine vardım, tamamen experimantal. Hani bir yazılım yazarsınız ama o kadar boktan yazmışssınızdır ki butona ilk bastığınızda çalışır ikinci basışınızda ne olacağını kimse bilemez, öyle işte. Hava kararıyor, sabah 7:30, dibe vurmak dipte olmak anı şey değil biri yeni gelmiştir, diğeri işe yolcudur, çıkış kimsenin bilmediği ve bilmeyeceği bir muamma. A + B = C eder ferruh, iyi afferin. Demagoji yapma, nasıl yapmayayım zaten sen ve ben yani biz. Biz bizzat demagojiyiz. Kaşlarını yukarıya kaldır, ağzını bük, boktan bir bakış ver, tamam on dk. sonra senden bile boktan bir takım elbise ile senin hayatının sonuna kadar seninle olacak, gerçekliğini yokedip önüne bir saçmalık koyacak, bir bok olmayan seni ve beni bir bok olarak görmeni sağlayacak bir semirebildiğin kadar ye semineri başlıyor. Bundan sonra artık adının önüne arkasına soyuna ve sopuna kişiliksiz olduğunu daha rahat belli edebileceğin dr. gibi salak sıfatlar ekleyebileceksin, bu sayede daha godoman olacak ve dha rahat sömürebileceksin, sadece parası olanlar gene seni s.kecek, kusura bakma kanun böyle ne kadar sena da çok şey vadetseler de sen daha az sömürebileceksin. Sonra duracaksın, sağ - sol ve hızlan, bir iki, bir iki sakın tempoyu bozma bozarsan başlıklar gider, güneş batar ve camekan tepene iner. Karanlık artık anlamsızlaştı, bana biraz pop verin onu tüketeyim ona orospu muamelesi yapayım tüketeyim ve ardıma bakmayayım. Ah be adamım sen ne boktan herifmişsin, kaldın başıma şu dünyada. Gidecek, bitecek tozu toğrağı kalmayacak, alevlerin içinde dansedecek şu dunyada. Başka bir tane değil ta olarak az önce tarfi ettiğim dünya. Boktan bi klip çekeyim, dergiden çıkan insanlar olsun hepsi sarışın olsunlar kadını ile erkeği ile, bir iki de ibne ekleyelim ki renk gelsin daha modern oluruz, avrupalı gibi oluruz. Ondan sonra bunları bir yere koyayım ama yerin adını bilmeyeyim, elli tur attırayım köprek gibi yorulsunlar beyaz kaplama dişlerini sıkıp içlerinden küfretsinler. Sonra post-modern aptallıklara sokayım, beyinlerini dağıtayım, küçük omurgalarına ve beyinciklerine kamış sokup onları içime çekeyim, aynı Captain Jack ile binbir zevk adasındaki günlerimiz gibi, o eski güzel günler gibi. Hayır iyi değilim siz iyi misiniz? İyiyseniz zaten ciddi sorunlarınız var eğer kötüysen gene sorunuz var demek ki iyi yok, varmış gibi yapıyor. Sen güler misin? Ben gülmem peki biz güler miyiz?
insan sanıyorum..
Henüz tanışmamıştım gözyaşlarımla...küçük bir kızdım büyümemiştim daha... adına hayat dedikLeri acı oyun ” merhaba ”dedi bana tanıştım gözyaşlarımla ! başıma yastık basıp ağlamayı öğrendim tek başıma...
Yüreğimin kırıkları batar oldu ellerime çok sonra...avuçlarımda biriktiremeyeceğim kadar çoğaldı acılarım...
Farkında olmadan ne kadar gereksiz insan varsa hepsini sokmuşum hayatıma...döndüm baktım arkama... var mıydı benden başka üzülen,incinen ? yanımda kimse olmadığından değildi yalnızlığım ; yalnız olduğumu söyleyecek kimsem olmadığından yalnızdım ben...
Etrafımda elindeki şekeri hesapsızca,çıkarsızca,beklentisiz paylaşmayı teklif eden oyun arkadaşlarım yerine ; ağzı yalana bulaşmış yürekleri BOK KOKAN,suratları iğrenç yaratıkar var...
Masallarımdaki prenslerin atları boka batmış , kendileri acınacak haldeler ki benim düşlerimi kirletemezler hayallerimin üstüne basıp geçemezler
mutlu sonla bitermiş ya her masal ; o qökten düşen 3 elmada benden size hediye... sokun biryerlerinize...
Benim bile bu denli midem bulanırken aynaya baktığınızda gördüğünüz o şeyden hiç mi tiksinmezsiniz siz ?
Doğuştan tedavisi bulunmayan bir hastalığım var yazık ; her gördüğümü insan zannediyorum..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





