21 Mart 2011 Pazartesi

o kadar daraldım ki *

O kadar daraldım ki hiçbirşey yapmak istemiyorum (bu lafı o kadar çok kullanıyorum ki, deja vu kavramında yeni bir boyut açılıyor). Hiçbirşey derken hiçbirşey demek istiyorum. Nothing, null, yokluk, sonsuz uzay, paralelevren ve daha bir dizi saçmalık. Sık sık aklıma Emre Yılmaz (Şeytanın Fısıldadıkları, Genç bir iş adamına öğütlerin yazarı ) geliyor. Genç bir iş adamına "Sat şimdi ruhunu eğer hala satmadıysan" diye başlar. Biz onu satalı çok oldu, şimdi çalıp boyayıp tekrar satmak istiyoruz. Aynı ezik bir western' deki makarna kovboylarının atları gibi o da damgalı olarak geri dönüyor. Küçük bir projem vardı canım sıkılıp kafam dumanlandıkça hemen "hayat ne kadar boktan" diye kayda alacaktım (kayıt cihazım hep yanımdadır), başladım, ondan sonra devamı gelmedi çünkü daha sonradan o kadar daralmadım, şimdi tekrar daraldım. Çok daralınca sanki hep daralıyormuşum geliyor, ama daralmayınca hep daralmıyormuşum gibi. Bir daralınca bu şekilde sapıtıyorum öyle bir bug' ımda var. Zaten direk unstable release olduğum kanaatine vardım, tamamen experimantal. Hani bir yazılım yazarsınız ama o kadar boktan yazmışssınızdır ki butona ilk bastığınızda çalışır ikinci basışınızda ne olacağını kimse bilemez, öyle işte. Hava kararıyor, sabah 7:30, dibe vurmak dipte olmak anı şey değil biri yeni gelmiştir, diğeri işe yolcudur, çıkış kimsenin bilmediği ve bilmeyeceği bir muamma. A + B = C eder ferruh, iyi afferin. Demagoji yapma, nasıl yapmayayım zaten sen ve ben yani biz. Biz bizzat demagojiyiz. Kaşlarını yukarıya kaldır, ağzını bük, boktan bir bakış ver, tamam on dk. sonra senden bile boktan bir takım elbise ile senin hayatının sonuna kadar seninle olacak, gerçekliğini yokedip önüne bir saçmalık koyacak, bir bok olmayan seni ve beni bir bok olarak görmeni sağlayacak bir semirebildiğin kadar ye semineri başlıyor. Bundan sonra artık adının önüne arkasına soyuna ve sopuna kişiliksiz olduğunu daha rahat belli edebileceğin dr. gibi salak sıfatlar ekleyebileceksin, bu sayede daha godoman olacak ve dha rahat sömürebileceksin, sadece parası olanlar gene seni s.kecek, kusura bakma kanun böyle ne kadar sena da çok şey vadetseler de sen daha az sömürebileceksin. Sonra duracaksın, sağ - sol ve hızlan, bir iki, bir iki sakın tempoyu bozma bozarsan başlıklar gider, güneş batar ve camekan tepene iner. Karanlık artık anlamsızlaştı, bana biraz pop verin onu tüketeyim ona orospu muamelesi yapayım tüketeyim ve ardıma bakmayayım. Ah be adamım sen ne boktan herifmişsin, kaldın başıma şu dünyada. Gidecek, bitecek tozu toğrağı kalmayacak, alevlerin içinde dansedecek şu dunyada. Başka bir tane değil ta olarak az önce tarfi ettiğim dünya. Boktan bi klip çekeyim, dergiden çıkan insanlar olsun hepsi sarışın olsunlar kadını ile erkeği ile, bir iki de ibne ekleyelim ki renk gelsin daha modern oluruz, avrupalı gibi oluruz. Ondan sonra bunları bir yere koyayım ama yerin adını bilmeyeyim, elli tur attırayım köprek gibi yorulsunlar beyaz kaplama dişlerini sıkıp içlerinden küfretsinler. Sonra post-modern aptallıklara sokayım, beyinlerini dağıtayım, küçük omurgalarına ve beyinciklerine kamış sokup onları içime çekeyim, aynı Captain Jack ile binbir zevk adasındaki günlerimiz gibi, o eski güzel günler gibi. Hayır iyi değilim siz iyi misiniz? İyiyseniz zaten ciddi sorunlarınız var eğer kötüysen gene sorunuz var demek ki iyi yok, varmış gibi yapıyor. Sen güler misin? Ben gülmem peki biz güler miyiz?

insan sanıyorum..

Henüz tanışmamıştım gözyaşlarımla...küçük bir kızdım büyümemiştim daha... adına hayat dedikLeri acı oyun ” merhaba ”dedi bana tanıştım gözyaşlarımla ! başıma yastık basıp ağlamayı öğrendim tek başıma...

Yüreğimin kırıkları batar oldu ellerime çok sonra...avuçlarımda biriktiremeyeceğim kadar çoğaldı acılarım...

Farkında olmadan ne kadar gereksiz insan varsa hepsini sokmuşum hayatıma...döndüm baktım arkama... var mıydı benden başka üzülen,incinen ? yanımda kimse olmadığından değildi yalnızlığım ; yalnız olduğumu söyleyecek kimsem olmadığından yalnızdım ben...


Etrafımda elindeki şekeri hesapsızca,çıkarsızca,beklentisiz paylaşmayı teklif eden oyun arkadaşlarım yerine ; ağzı yalana bulaşmış yürekleri BOK KOKAN,suratları iğrenç yaratıkar var...
 

Masallarımdaki prenslerin atları boka batmış , kendileri acınacak haldeler ki benim düşlerimi kirletemezler hayallerimin üstüne basıp geçemezler

mutlu sonla bitermiş ya her masal ; o qökten düşen 3 elmada benden size hediye... sokun biryerlerinize...


Benim bile bu denli midem bulanırken aynaya baktığınızda gördüğünüz o şeyden hiç mi tiksinmezsiniz siz ?

Doğuştan tedavisi bulunmayan bir hastalığım var yazık ; her gördüğümü insan zannediyorum.. 

gitme demiyecegim *

Artık gitme demeyeceğim, zaten iyice hazırsın bu sefer.
Herşeyi yanında götür; anılarımızı, umutlarımızı, sevgimi de al belki lâzım olur.
Tek kelime etmesem diyorum, ama etmeliyim, sana bilmediğin bir şeyden bahsetmeliyim; kendimden.
Evet, onca zaman tanıdığını sandığın benden.
Hırçın yanımı gördün daha çok, oysa öyle uysal bir çocukmuşum ki.
Neydi beni zaman zaman hoyrat yapan?
Sanırım, düşünmedin.
Birini ayrı tutsam da renklerin hepsini sevdim, mevsimleri de..
Aslında çok şey var sevdiğim, kavgalar ve savaşlar dışında bir de niye olursa olsun vedalaşma anları..
İsterdim ki uyumlu halimi yaşasaydın daima ama bana hep vurgun saatlerinde geldin, ya da sen vurdun.
Uzaklara bakardım uysal çocukluğumda içimde dolmayan derin boşluğumla, denizden gelecek bir gemi bekledim durdum,sonra yıldızlara baktım yıllarca ve sen sandığım bir yıldıza.
Kadınlar, erkekler, çocuklar ve şehirler tanıdım, çoğunu da sevdim.
Aşklarım da oldu, hem de uğruna ölebileceğim aşklar, ama en çok seni sevdim.
Ve şimdi gidiyorsun, evet git içimdeki melek sana dua edecek.
Sanırım kahrolmayacağım bu veda sahnesine - senin baban öldü mü?
Bu gidiş ölümden beter olamaz.
Hangisi doğru bilmiyorum,
Seni uğurlayıp öylece kalmak mı?
Yoksa, benim uyumamı bekleyip gitmen, benim de sensiz sabaha uyanmam mı?
Bence şimdi git, hayır gitme! Yani git de önce üstümü ört, ben uzanayım şöyle, ışığı kapat ve git.
Hayır hayır gitme!
Yani git de ışığı yak git, ben karanlıktan korkuyorum da!..
Hem sensizlik hem karanlık bu kadarı fazla.
Üstümü de örtme bu şevkat de fazla, ışıkların hepsi açık olsun.
İçim burkuluyor sen nasıl gidersen git.
Dur, burayı iyi dinle; bir kez daha söylüyorum ve son kez.
Seni seviyorum.
Sen giderken ben içimden haykıracağım 'kusursuz bir aşktı bu' diye.
Kusursuz bir aşktı benim sana büyüttüğüm sen ne yaşadın bilmiyorum... 


ve ölmekteyim *

 Eğer hayatımı yeni baştan yaşayabilseydim, o yaşamda daha çok hata yapardım. O kadar mükemmel olmaya çalışmazdım... Daha çok dinlenirdim. Bu yaşamda, onca ciddiyetin arasında yapamadığım kadar eğlenirdim. O kadar temiz kalmazdım. Daha fazla riskler göze alır, daha çok gezer, daha çok gün batımı seyrederdim, daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim, gitmediğim daha çok yere giderdim. Daha çok dondurma, daha az bezelye yerdim. Daha çok gerçek sorunlarım, daha az sanal sorunlarım olurdu. Ben yaşamın her dakikasını gerçekçi ve kitabına uygun yaşayan insanlardan biriydim. Elbette mutluluk anlarım da oldu. Ama geriye dönüp, baştan başlayabilseydim çok daha fazla iyi anlarım olurdu. Çünkü, eğer bilmiyorsanız, yaşam bundan ibarettir, anlar, yalnızca anlar... "Şimdi"yi sakın kaçırma. Ben, yanında, anı, bir şişe su ve para olmaksızın asla bir yere gidemeyen insanlardan biriydim. Eğer hayatımı yeniden yaşayabilseydim, çok daha hafif gezerdim. Eğer hayatımı yeniden yaşayabilseydim, baharın başlamasıyla birlikte ayakkabısız yürümeye başlar, sonbahar bitimine değin çıplak ayakla devam ederdim. Bilinmeyen daha çok yola sapar, güneşin doğuşunu daha çok seyreder, daha çok çocukla oynardım. Yalnızca bu yaşamda bir şansım daha olsaydı. Gel gör ki, işte 20 yaşındayım ve biliyorum ki, artık ölmekteyim... 

bu ojelere bayıldım ama *






bazen *

Bazen öyle anlar olurki insanın hayatında aklının karar veremediği yerde kalbi devreye girer.Bazende bir görüntü takılır gözüne kafanı nereye çevirsen onu görürsün.Aklından silip atamazsın.Dünyanın neresinde olursa olsun gidip bulursun onu.Derinlerden bir ses emreder sana.Doğru olan bu git ve yap. Git ve konuş onunla.Karşı çıkamazsın o sese. Ellerin ayakların sanki başkasının kontrolünde.Hayatını değiştirecek yola çıkıverirsin. İşte ben şimdi o yoldayım.Bazen öyle bir an olurki insanın hayatında her şeyin bambaşka olmasını sağlayacak bir an kısacık göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Eğer o anı kaçırmazsan harekete geçersen evrende bir değişiklik olur.



simdilik hayattasın *

Büyük büyük kaoslar içerisine sürükleniyor bedenler..Kimisi ölmüş kimisi hala umut taşıyor.
                İlerde ne yaşayacağını bilmeyerek ilerleyen bir hayattasın sen fark et..
Gelecek senin için tehdit olmaya başlamışken hala yaşamaya çabalıyorsun..
                 Hala vaatlerin var..
Hala beklentilerin var..
                                Öldüğün gün farkedeceksin tamamen boş olduklarını... Şimdilik hayattasın..

pembe *

Her yer ve her şey pembe değil inanın. Renklerse mevzu bahis en mutlu anında bile bir gölge gibi olan siyah o pespembe ortamı bozabilmeye yetiyor. Bazı siyahlar pembeyi örtemese de küçük karartılar yaratıyorlar. Bu ruh halini aslında her ortamda yaşıyoruz. Bir dönün izleyin hayatınızın o film karelerini. Ortam, kıyafet, ruh haliniz, siz, karşınızdakiler hepsi eksiksiz mükemmel olabildiler mi hiçbir zaman.İşte bu düşünce bize iyiyle kötünün birbirinden asla ayrılamayacağını vurguluyor. Ama bazen hani her şey süper olacak düşüncesine kendini inandırıpta bile bile her şeyi pembe görme isteğiyle izlemeye başladığınızda ve üzerinde görmek istemesenizde gözünüze çarpan o küçük lekecikler sizi üzüvermiyor mu? Halbuki bilmiyor muyuz onlar hep varlar ve var olacaklar. İşte düşlemeye başlarken, hayal dünyasına girerken, geleceği düşünceye indirgeyip olacakları olmadan varederken kapıda mantığımızı bırakmak böyle bir şey. Bir kere de hayallerinizi mantık çerçevesinde düşünsenize. Ne kadar da sınırlılar. Halbuki biz uçsuz bucaksız hayalleri seviyoruz. İmkansız olabilitesi olanlar, daha pembe gelenlerden üretiyoruz hep. Bu bizi bir nebze siyahlardan uzaklaştırdığı için keyifleniyoruz. Ama yine ve yine siyahlarla karşılacağız. Mantığınızla bir bakın kurduğunuz o pembe düşüncelerin üzerlerine tekrar. Siyahlıklar, lekeler var değil mi? Elbet ya görecek ya yaşayacaksınız.



hayat paylastıkca güzeldir *

Hiç gerçekten yalnızlığı herbir zerrende hissettin mi? Hiç o yalnızlık seni boğmaya başlamadı mı en yalnız kalmak istediğin anlarda bile. Başlamadıysa gerçekten yalnız kalamamışsın demektir. Haydi hayal et bir kere.. Bir pencere aç düşlerinin içersine ve kurmaya başla.. Farzet ki Koskocaman bir vadidesin... İstediğin kadar güzel olsun her yer. Görmediğin güzelliklerle örtülü olsun. Er geç sıkılmaz mısın? Evet bir müddet her şey çekici gelir sana. Hiç kimseye ihtiyaç duymuyormuş gibi hissedeceksin. Sende herkes gibi o gaflete düşeceksin ama zamanla yalnızlık kara bir bulut gibi düşecek o güzel manzarana. Birilerine de göstermek isteyeceksin o güzelliği. Bir çift gülümseyen göz daha olsun diye düşüneceksin. Hiç olmadı mı sana.Hiç cok güzel bir şeyle karşılaştığında yakınındakiyle paylaşmak istemedin mi o anı. Hiç çok güzel bir manzara karşısında ah sevdiğim ya da dostum yanımda olsaydı ne de güzelleşirdi burası demedin mi. Zannetmiyorum. En dertli olduğun zamanlarda bile manzaraya karşı kurduğun çilingir sofrası bile içebilecek dostların olduğunda keyiflendirir seni.. Çakır keyif olmak bile sevdiklerinde güzeldir. Birçok güzel anının güzelliğini paylaşılan dostluktan, mutluluktan alırsın. Sevinç paylaşıldığında anlam bulur... Sevgi de.. Mutluluk da.. Yani aslında yalnız kalmak istemez hiçbir yürek. Yalnız bırakın diye haykırdığında bile o kelimelerin bilinçaltında yardım edin sözcükleri yankılanır. Hayat paylaşıldıkça güzelleşir.



sevgilimm *

Şimdi yalnız olduğumu , boşluğunda kaybolduğumu zannediyorsun. Oysa ben seninle olduğum her saniye o kadar çok şey biriktirdim ki bugünler için.. Ve şu an o kadar kalabalığım ki aslında...

     Gözlerime dalıp gittiğin her saniye bakışlarını biriktirdim ben. Ellerimden tutuşlarını , sevişlerini , dokunuşlarını , öpüşlerini biriktirdim küçücük kumbaramda. Seni seviyorum deyişlerini saydım tek tek. Dudaklarından her döküldüğünde bu cümle,minicik bir çocuk gibi sevdindim. Sen görmedin..

     Şimdi yanındakilerle paylaşırken mutluluklarını ; benim için üzülüyorsun belkide. Çünkü sen bir tek muhtaçlığımdan haberdar oldun. Sana olan ihtiyacımı bildin. Yanımda oluşlarına şükrettiğimi duyamadın, gideceğini bile bile nasıl düğümledim kendimi sana göremedin. Ama olsun, boşluğunu dolduracak çok şey var yanıbaşımda. Ve sadece şunu bil ki sevgilim ; senden kalan herşey kocaman birer hediyedir bana ..



seks ve ölüm *

Seks ve ölüm.

Hem farklılar hem de aynılar


Son ana ulaşmak için,

orgazma,

vücudunuzun kontrolünü bırakmalısınız.

Ruhunuzun da.

beni yordunuz *

Bedeni, beyni geç ruhum yoruldu benim.Ruhumu yordunuz. Çabalayarak boğuldum ben.Doğru yolda ilerlerken yanlış dalgalar attı dibe beni. Hakedip haketmediğimi bilemiyorum ama tükendiğim ve nefesimin son demlerine geldiğimi farkedebiliyorum.Büyük büyük deliklerle örülü yüreciğimin her yeri. Herbir hatanın, her hata olan varlığın attığı bi çentik sonucu tonlarca deliğim var benim.Kapatamadığım. Kapanmasının nasıl olacaını bilmediğim delikler..


Herkes doğru da ben mi yanlışım yoksa herkes o kadar yanlış olmuş ki doğru olmak mı hata sayılmış. Susun artık benim dilimden konuşmuyorsunuz hatalarınız yara açıyor görmüorsnz görebildiklerinizi önemsemiyorsunuz. siz ve sizin egolarınız benliğiniz gözlerinizi bağlamış başka bedenlerdeki yaraları takmıyorsunuz.. Ve ben yine kendime kızıyorum en çok. sizin sevginize muhtaç olduğum için. bir bedene tutsak olduğum için. bir erkeğin kokusunu özlediğim, sevginin o sıcaklığını özlediğim için..Nede çok şey demek benim içn halbuki bir ten kokusu o tendeki sıcaklık, onun sevgisinde kaybolmak... anlayamıyorsunuz işte. sizin oyunlarınızdaki duygularla eş değer deil bu duygular. tadamıyorsunuz artık her şeyiniz sahte olmuş sizin. bilemiyorsunuz onun verdiği hazzı ve sizin cahilliğiniz benide o duygulardan alıkoyuyor.Zawallıyız. siz sahte olduğunz için ben ise size muhtaç olduğum için..

uyumadan uyandım bu gece *

uyumadım bu gece. sabah gün aydınlanırken duşun altına attım kendimi elbiselerimle. ıslandıkça çıkarttım elbiselerimi üstümden, ıslandıkça döküldü üstüme yapışıp kalanlar. aynada yüzüm gözükmüyordu. yoktu yüzüm herşeyden sonra. bornozumu giydim, çıplak ayak yere bastım. kendime muhteşem bir kahvaltı hazırladım. kahve ve sigara. bu koltukları aldığım iyi oldu. gömülüyorsun içine. seni öyle gizliyor ki.kendinden bile.


çocukluğum. her zaman aynı.

götür *

-Yorumunu Al..
-Lunaparka götür..
-Kesinlikle.

bosluktayım galiba *

Şu an gerçekten boşluktayım. Ben bu gün gerçekten boşlukta olmanın ne olduğunu da öğrenmiş bulunmaktayım. Hakkaten enteresan bişiymiş hani. Duygularının farkındasın ama hissetmiyosun. Değişiksin. Enteresansın. Garip davranıyosun mesela insanlara. Tuhaflaşıyosun. Bakış açın bile değişiyo. Ulan oturup ders çalışiyim diyosun bak o derece feleğini şaşırtıyo adama boşlukta olmak. Olduranlar utansın demicem. Diyemicem. Diyemem ki. Olduranda üzülmesin. Olanda. Ben sadece bi kaç hafta boşlukta olmanın tadını çıkartıcam. Sadece çok yakınlarıma 2 çift kelime edersem ederim. Geri kalan zamanda derslerime çalışırım. Onun dışında geri kalan zamanım olursa napıcaım açık. Blog yaparım, müzik susmaz odamda.. Ha bide dergi okurum kitap okurum okurumda okurum.

Merakta etmeyin hani noolmuş bu kıza diye.
Bunalımda-depresyonda falan değilim.
Daha iyi bi ihtimaldeyim ..

Boşluktayım. O kadar..